Gümüşhane
Kapalı
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,6182 %0.06
53,1490 %0.01
6.610,20 % -0,76

GÜLÜN BEDELİ, GÖNLÜN EMEĞİDİR

YAYINLAMA:

Dünya malını varlık bilip,

Nefsi dost, riyayı sevdin.

Anne, baba, abi, kardeş,

Sevgili dost, candan bir eş;

Hepsini pişman ettin mi?

 

Sandın ki her şey ebedi,

Tükenmez dünya serveti.

Yüreğinde çok sevdiğin,

Kalbi kalpte, canı candan,

Sevdalını düşman ettin mi?

 

Ölçüyle verilir ömür,

Hayat budur; bugün, öbür.

Bize derstir her bir kabir;

Varlığında edip sabır,

Yoklukta isyan ettin mi?

 

Cennet, cehennem bilirsin,

Ahirete inanırsın.

Sorgun yoktur mu sanırsın?

Ettin günah, unutursun;

Tövbe için zaman ettin mi?


Azerbaycanlı şair Dilber Coşkun ne güzel ifade etmiş dünya malını. Ah dünya! Vah dünya! Dünya, zıtlıkların parmak uçlarında yükselen muazzam bir dengedir. Ne zaman gözümüz bir güle dökülse, ruhumuz onun zarafetine ve kusursuz güzelliğine vurulur. Oysa gül, gövdesinde sarp ve keskin bir gerçekle yaşar: Diken… Hayatın değişmez yasası tam da bu kökte saklıdır; hayran olduğumuz, tutkuyla bağlanıp elde etmek istediğimiz hiçbir yol pürüzsüz değildir. Bir insanı sarmayı, bir meslekte parıldamayı ya da yüce bir hedefe yürümeyi seçtiğimizde, sadece yolun düzlüğünü değil, ayaklarımıza batacak taşları da sessizce kabul etmiş oluruz.

 

İnsan meçhule giden bir yolcu iken bazen duraklıyor bazen sendeliyor bazen seke seke ilerliyor. Dünya olanca güzelliğine rağmen insan bu güzelliği perdeleyen bir bakış ile yarınlara emin adımlarla ilerleyemiyor. İnsan doymak bilmeyen bir canavara dönüşüyor yer yer. İnsan bu gidişe seyirci kalmıyor elbette. Bazen dikeni için gülden vazgeçse de modern zamanın insanı, dikenlerden arındırılmış steril bahçeler arıyor. Gerçek sevgi ve aidiyetin, rüzgârsız günlere bağlanmış suni birer "şart" olmadığını unutuyoruz bazen. Bir insanı neşeliyken, başarı kürsüsündeyken ya da hayatın suları durgun akarken sevmek bulutsuz bir gökyüzünü izlemek kadar kolaydır. Oysa asıl bağlılık, gök yarıldığında, fırtına gemiyi sarstığında ve o insanın kusurları birer birer su yüzüne çıktığında başlar. Diken, sevgimizin sınandığı, sabrımızın ölçüldüğü o dar geçittir. Şunu iyi bilmeliyiz ki; derin ve anlamlı bir dostluğun, köklü bir aşkın harcı kırgınlıkları tamir etme cüretinden geçer. Gece olmadan gündüzün uykudan uyanışı, kışın ayazı vurmadan baharın yeşili müjdelenemez.

İşte tam bu noktada, bir süreci sabırla yaşamadan gerçeğe uyanamıyor insan. Çünkü sevgiyi sadece bir histen ibaret sanıyoruz. Oysa sevgi, zamana karşı direnen sabırlı bir inşa sürecidir; her tuğlası emekle elenir, her harcı alın teriyle karılır. Saygı ise bu yapının sarsılmaz temelidir; sınırları koruyarak bağlılığı derinleştiren en zarif köprüdür. Ne yazık ki şimdilerde pek çok hayatta bu köprü yıkık, dökük bir harabeden ibaret. Emeksiz sevgi, parlayıp sönen bir saman alevinden farksız kalıyor; sabırsız bir emek ise adımları yorulmuş, yarım bırakılmış bir yola dönüşüyor.

Bugün pek çoğumuz, bu yarım kalmış yolların yorgun yolcularıyız. Omuzlarımızda büyük iddialarla taşıdığımız birer bohçamız var ama dönüp içine baktığımızda içi bomboş. Bahçelerimiz güllerle dolu, evet; fakat rengi solmuş, kokusu göğe çekilmiş. Bir zamanlar göğsümüzü kabartan o sevdalar, şimdilerde kuytularda susuz kalmış güller gibi boyun büküyor. Saygının bittiği yerde sevginin rengi uçuyor; sabrın tükendiği yerde emeğin nefesi kesiliyor.

Yollarımız bir meçhule doğru uzayıp giderken, aceleyle büyüttüğümüz ideallerimiz hüsranın soğuk kollarına bırakıyor kendini. Eğer bir gönlü bilinmezliğin, sevgisizliğin ve emeksizliğin sisi sarmışsa, oturup o kuraklığa ağlamak gerekir. Ümit rahmet getirir o zaman. Dua şefkat getirir o zaman… Yer yer ümit kaybolur, rahmet sisler ardına gizlenir… Yapraklar kurur taze dallarda… Hüzün damla damla sızar köklere… Dallar kurur inceden inceye… Yine de insan, dökülen yapraklarına bakıp kökünden vazgeçmez. Çünkü ümit, insanı her kışın ardından yeniden yaşatan, dikenin kalbindeki gülü görmemizi sağlayan o ezeli pınardır.

Aklınız ve gönlünüzle yolunuz açık; alnınız ak olsun.

                            Muzaffer ARSLAN

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız