GENÇLERİMİZE NE OLUYOR?
Evet kıymetli dostlar,
Her gün yeni bir haber düşüyor önümüze…
“20 yaşındaki genç yatağında ölü bulundu…”
“Genç doktor evinde hayatını kaybetti…”
“Üniversite öğrencisinden acı haber…”
Bir süre sonra insan irkilmeyi bile unutuyor. Çünkü acı, tekrarlandıkça sıradanlaşıyor. Oysa sıradan olmaması gereken tam da bu: Genç insanların ölümü…
Henüz hayatın başındaki çocuklarımız, gençlerimiz neden bu kadar erken tükeniyor?
Eskiden ölüm daha çok yaşlılıkla anılırdı. Şimdi ise gençlik, yorgunlukla… Tükenmişlikle… Sessiz çöküşlerle anılıyor. Üstelik çoğu zaman ölümün nedeni bile net değil. Kimi “kalp krizi” deniliyor, kimi “stres”, kimi “yalnızlık”, kimi de “ani sağlık problemi”… Ama görünen o ki ortada büyük bir tablo var ve biz sadece parçalarına bakıyoruz.
Bugünün gençleri hiç olmadığı kadar baskı altında.
Başarılı olmak zorundalar.
Mutlu görünmek zorundalar.
Güçlü görünmek zorundalar.
Sürekli yetişmek, sürekli üretmek, sürekli ayakta kalmak zorundalar.
Ama insan ruhu makine değil.
Sosyal medya çağında gençler artık sadece kendi hayatlarıyla değil, milyonların “mükemmel” görünen hayatlarıyla yarışıyor. Her ekran açıldığında karşılarına daha güzel hayatlar, daha başarılı insanlar, daha zengin yaşamlar çıkıyor. Kendi gerçekleriyle baş başa kaldıklarında ise içten içe eksiliyorlar.
Bir başka gerçek daha var: Yalnızlık…
Kalabalıkların içinde yapayalnız bir nesil büyüyor. Konuşuyorlar ama anlaşılmıyorlar. Gülüyorlar ama içten değil. Yardım istemekten korkuyorlar çünkü “zayıf” görünmek istemiyorlar.
Peki ya sağlık?
Belki de gözden kaçan başka bir sorun var. Düzensiz yaşam, uykusuzluk, kötü beslenme, enerji içecekleri, ağır çalışma temposu, bitmek bilmeyen nöbetler, sınav stresi, ekonomik kaygılar… Genç bedenler ve zihinler bu yükü kaldırmakta zorlanıyor olabilir mi?
Özellikle genç doktorların, öğrencilerin, çalışan gençlerin ardı ardına gelen ölüm haberleri artık “tesadüf” denilip geçilecek noktayı aşmış durumda. Çünkü bu sadece bireysel bir mesele değil; toplumsal bir alarmdır.
Belki de en büyük eksiğimiz şu: Dinlemiyoruz.
Gençlerin ne hissettiğini gerçekten bilmiyoruz.
“Abartıyorsun” diyoruz.
“Bizim zamanımızda da zorluk vardı” diyoruz.
Ama zaman değişti. Dünyanın yükü değişti. İnsanların taşıma kapasitesi değişti.
Bugünün gençliği sadece geçim derdiyle değil; anlam arayışıyla, gelecek korkusuyla, yalnızlıkla ve görünmez psikolojik baskılarla mücadele ediyor.
Ve biz hâlâ sadece sonuçlara bakıyoruz.
Oysa artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı geldi:
Gençler neden bu kadar sessiz tükeniyor?
Çünkü bir toplumun en büyük kaybı, gençlerini toprağa erken vermesi değil sadece…
Onları yaşarken fark edememesidir.
Eğitimci-Yazar, Şair
Ülker Sadık