SAHİP OL AMA SAHİPLENME
“Paylaşılmayan Servet Bereket Getirmez”
Özlü sözler vardır; kısa görünür ama içine bir ömürlük hikmet sığdırır. Lokman Hocamızın dilinden dökülen "Sahip ol ama sahiplenme" sözü de bunlardan biridir. İlk bakışta birkaç kelimeden ibaret gibi görünür. Oysa insanın mala, mülke, servete, hatta hayata bakışını değiştirecek kadar derin bir anlam taşır.
Bu sözün arkasında yaşanmış ibretlik bir hatıra vardır. Yıllar önce Samsun'da ticaretle uğraşan bir evladını ziyarete giden Lokman Hoca efendi, (Mor Dut Camii baş imamı) oğlunun iş yerini gezmiş, hâlini hatırını sormuş; fakat br imamı) oğlunun ayrılmıştı. Bu durum genç iş adamının gönlünde bir kırgınlık bırakmıştı. Aradan zaman geçti. Bayramda aile bir araya geldiğinde evlat, babasına dönerek:
- Baba, Samsun'a geldin, iş yerimi gezdin ama bir çayımı bile içmeden ayrıldın. Doğrusu buna çok üzüldüm, dedi.
Lokman Hocamız ise evladının gözlerinin içine bakarak özetle şu unutulmaz cevabı verdi:
-Evlat, sahip ol ama sahiplenme...
Sonra sözlerini biraz daha açtı:
“Allah sana vermiş, kazancın yerinde. Ancak kardeşlerin arasında ihtiyaç sahibi olanlar da var. Kazandığın senin olabilir ama o nimetin içinde başkalarının da hakkı vardır. Paylaşılmayan servet bereket getirmez.”
Bu nasihat kuru bir öğüt olarak kalmadı. O aile yıllarca bu anlayışla yaşadı, an itibariyle de yaşamakta. Yedikardeş arasında kardeşlik hukuku hiçbir zaman zedelenmedi. Şehir merkezindeki ortak iş yerlerinde kimse kimsenin hakkına göz dikmedi. Sabah erken gelen dükkânı açtı, geç gelen gönül koymadı. Ortak arazilerde kim emek verip çalıştıysa ürününden faydalandı; kimse hesap cetveli çıkarıp kardeşinin payına müdahale etmedi. Çünkü onlar için önemli olan malın büyüklüğü değil, kardeşliğin büyüklüğüydü. Lokman Hoca'nın yıllar önce söylediği o söz, bir nasihat olmaktan çıkıp aile kültürüne dönüşmüştü.
Bayramın son gününde şehrimizin marka esnaflarından Mustafa Erdoğdu ile ayak üstü yaptığım sohbet sırasında dinlediğim bu hatıradan bendeniz de büyük bir ders çıkardım..
Çünkü insanın bu dünyadaki en büyük yanılgısı, sahip olduklarını gerçekten kendisinin sanmasıdır. Evler, dükkânlar, araziler, bankadaki hesaplar, makamlar ve mevkiler... Bunların hiçbiri insanla birlikte kabre girmez. Dün başkasının olan bugün bizimdir; bugün bizim olan yarın başkasının olacaktır.
Onun için sahip olmak başka, sahiplenmek başkadır.
Sahip olmak alın teriyle kazanmak demektir.
Sahiplenmek ise emaneti mülk zannetmektir.
Oysa insanoğlu bu dünyaya gelirken boş ellerle geldiği gibi, giderken de boş ellerle gidecektir.
Atalarımız ne güzel söylemiş:
"Dünya kadar malın olsa ne fayda; son durağın iki metrelik kara topraktır."
Yunus Emre ise asırlar öncesinden aynı hakikati haykırmıştır:
"Mal sahibi, mülk sahibi; hani bunun ilk sahibi? Mal da yalan, mülk de yalan; var biraz da sen oyalan."
Bugün çevremize baktığımızda nice servet sahipleri görüyoruz. Fakat insanların gönlünde yer edenler, mallarıyla değil; paylaştıklarıyla hatırlanıyor. Bir öğrencinin elinden tutan, bir yetimin başını okşayan, bir ihtiyaç sahibinin duasını alan insanlar asıl zenginlerdir.
Çünkü paylaşmak eksiltmez.
Paylaşmak çoğaltır.
Paylaşmak malı küçültmez, bereketlendirir.
Paylaşmak insanı fakirleştirmez, yüceltir.
Peygamber Efendimizin, "Komşusu açken tok yatan bizden değildir." buyruğu da tam olarak bunu anlatmaktadır. İnsanın kazancında yalnız kendi emeği değil, toplumun ve ihtiyaç sahiplerinin de bir payı vardır.
Bayramlar da bize bu gerçeği yeniden hatırlatır. Bayram sadece ziyaret etmek, el öpmek veya sofralar kurmak değildir. Bayram, sahip olduklarımızın gerçek sahibini hatırlama günüdür. Bir lokmayı paylaşmanın, bir gönlü sevindirmenin, bir kardeşi gözetmenin günüdür.
Belki de kendimize şu soruyu sormamız gerekir:
Ben sahip miyim, yoksa sahiplenmiş miyim?
Eğer sahip olduklarımızı paylaşabiliyor, çevremizdeki ihtiyaç sahiplerini görebiliyor, kazancımızın bir kısmını hayra ayırabiliyorsak; işte o zaman nimetin hakkını vermişiz demektir.
Ama her şeyi yalnız kendimiz için biriktiriyor, dünyayı sonsuza kadar yaşayacakmış gibi görüyorsak; o zaman hayatın en büyük gerçeğini unutmuşuz demektir.
Çünkü dünya kadar malın olsa ne fayda...
Bir gün gelir, ardında bıraktığın servet değil; yaptığın iyilikler konuşulur.
Bir gün gelir, kasandaki para değil; insanların gönlündeki yerin hatırlanır.
Bir gün gelir, tapuların değil; duaları seninle birlikte yürür.
Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün./... Dünya kadar malın olsa ne fayda. Sonunda kefenin cebine koyabileceğin tek bir kuruş yoktur. İnsan, sahip olduğu kadar değil; paylaşabildiği kadar zengindir. Ardında bıraktığı mülk kadar değil; bıraktığı hayır kadar hatırlanır.
Onun için. Lokman Hocamızın O hikmetli sözü kulağımızda küpe olsun:
"Sahip ol ama sahiplenme."
Çünkü gerçek sahiplik insana değil, Yüce Yaradan'a aittir. Bizler ise bu dünyada, bize emanet edilen nimetlerin sadece geçici bekçileriyiz.
Unutmayalım:
"İnsan, sahip olduğu kadar değil; paylaşabildiği kadar zengindir.””
Yusuf SADIK, Eğitimci, Yazar, Gazeteci, Emekli Milli Eğitim Müdürü