ANBAROĞLU PALA İZZET

Nevi şahsına münhasır simaları vardır Gümüşhane’nin. Ne demek nevi şahsına münhasır. Sözlükler bu deyim için;
“Kişiliğiyle herkesten ayrılan, kendine özgü tutum ve davranışı olan, özgün kimse” der.
Doğduktan tam 34 yıl sonra Gümüşhane’ye yerleştiğimde yapılan ilk Gümüşhane Uluslararası Kuşburnu Festivali’nde kitap imza standıma uğradığında tanımıştım onu. Uzun boyu, kafasındaki kasketi, babacan ve insana güven veren yüzü, yüzünü ortaya çıkaran yer yer beyazlamış pos pala bıyıkları ile adeta bir masal kahramanını andırıyordu.
Kitaplara meraklıydı ve benden ilk kitabı alan Gümüşhaneli o olmuştu.
Evet, bu kişi Atatürk’ün öldüğü 1938 yılında Gümüşhane’nin Çamlıköy’de (Mavrengel) dünyaya gelen, Gümüşhane Belediyesi’nde uzun yıllar zabıta olarak görev yapan ve üç gün önce toprağa verdiğimiz İzzet Arslan yani asıl namıyla Anbaroğlu Pala İzzet.
Hayatı geldiği gibi yaşayan, keyfinden ödün vermeyen, sürekli yürüyen, muhabbeti, arkadaşlığı üst seviyede olan yukarıda da dediğim gibi nevi şahsına münhasır bir kişi, kişilik.
Gümüşhane Devlet Hastanesi Müdürü Mikdat Başer, Gümüşhane Sağlık Müdürlüğü Müdür yardımcısı ve Uzmanı Halil İbrahim Ateş, bu şehrin proje uzmanı ve en renkli simalarından biri Eyüp Demirel, ben ve Anbaroğlu Pala İzzet tam bir ekiptik. Hafta sonları Anbaroğlu Pala İzzet’in köyü Mavrengel’de, Moğolgas’ta veya Bağlarbaşı’ndaki bahçesinde mevsimine göre hamsi, güveç, tavuk veya makarna günlerimiz vardı.
Son derece seviyeli, hoş muhabbet ortamlarımızda arkadaşlığımız zirve yapar ve hatta Gümüşhane kamuoyunda takdir edilirdik. Bir bakarsın Anbaroğlu Pala İzzet efkârlanmış eli kulağa atarak o yanık sesiyle;
“Urfa’ya paşa geldi” türküsünü seslendirerek bizi efkâra sokardı.
Ağzından çıkan her sözü, anlattığı her anısı, hareketleri, yürüyüşü ile gerçekten farklı bir karakter idi. Tabiri caizse bir çınardı. Çınar misali yaşadı ve nihayetinde ayakta, kimseye muhtaç olmadan, kimseyi sıkıntıya sokmadan, hayatını dolu dolu yaşayarak bu yalan dünyadan tam 88 yaşında ayrılıverdi.
Eşini son dokuz ay yatakta, o zorlu süreçte bakan biri olarak ve Rabbim’den her daim dua ettiğim şekilde kimseye muhtaç olmadan, ayakta ve en çok istediğim namaz kılarken secdede can vermeyi dileyen biri olarak Anbaroğlu Pala İzzet’in ayakta ölmesini kıskanmadım dersem yalan olur.
Güle güle Pala İzzet Emmi. Az ama öz de olsa yaptığımız yol arkadaşlığı, muhabbetin, insanlığın, dostluğun, kardeşliğin ve hemen her güzel şey için Rabbim senden razı olsun. Son üç yıldır aramıza giren kara kediden dolayı muhabbeti birazcık kessem de geçmişteki güzel hatıralarımız, muhabbetlerimiz, yaşadığımız o unutulması mümkün olmayan güzel günler için sana sonsuz teşekkürler ediyorum.
Gümüşhane en renkli simasını kaybetti bugün. Adımladığın sokaklar, Zafer Meydanı’ndaki dostların, muhabbet ettiğin herkes senin yokluğunu bugün belki olmasa da yarın mutlaka hissedecek ve seni seven, sevmeyen herkes seni çok ama çok arayacak.
Bu şehre geldiğim o günden bugüne şehre sembol isimlerini birer birer Kemaliye Camii musalla taşından Emirler’e uğurladık. Son olarak seni Bağlarbaşı’na yolcu eyledik. Bundan sonrası ardından dua istemekten başka elimizden gelen başka bir şey yok. Mekânın Cennet olsun inşallah. Bizler razıydık, Rabbim’de razı olur inşallah.