Gümüşhane’nin Gençleri Neden Gitmek İstiyor?
Gitmek Bir İstemek mi, Yoksa Bir Zorunluluk mu?
Gitmek gerçekten 'istemek’ mi, yoksa bir ‘zorunluluk’ mu? Bu ikilem, insanın hayatı boyunca en çok göğüslemek zorunda kaldığı duygusal yüklerden biridir. Ayırt etmek için farklı pencerelerden bakılabilir.
Bir gencin doğduğu şehirden ayrılma kararını yalnızca “gitmek istiyor” şeklinde açıklamak, bu kararın arkasındaki psikolojik ve sosyal süreçleri görmezden gelmek olabilir. Özellikle kırsal ve küçük yerleşimlerde yaşayan gençlerin eğitim, istihdam ve kendini gerçekleştirme olanaklarına erişimi, yaşadıkları yerde kalma ya da başka bir yere gitme kararlarını önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Araştırmalar da gençlerin göç kararlarının yalnızca ekonomik nedenlerle değil; eğitim, kariyer, sosyal çevre, aidiyet ve geleceğe ilişkin beklentilerle birlikte şekillendiğini göstermektedir.
Bir genç için şehirden ayrılmak bazen yalnızca fiziksel bir yer değişikliği değildir. Aynı zamanda yeni fırsatlara ulaşma, bağımsızlaşma ve kendini gerçekleştirme arayışıdır. Üniversite eğitimi, gençlerin şehir değiştirmesinin en görünür nedenlerinden biridir. Fakat üniversite için başlayan hareketlilik çoğu zaman mezuniyet sonrasında iş ve kariyer arayışıyla devam eder.
Dolayısıyla bir gencin Gümüşhane'den üniversite için ayrılması, aslında hikâyenin yalnızca ilk bölümüdür. Genç, eğitimini tamamladıktan sonra kendisine uygun bir iş bulamadığında geri dönmek yerine eğitim gördüğü veya daha fazla fırsat gördüğü şehirde kalmayı tercih edebilir. Burada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Gençler Gümüşhane'den gerçekten gitmek mi istiyor, yoksa eğitim ve mesleki gelecekleri için gitmek zorunda mı kalıyor?
Bir gencin “Burada kalırsam ne yapabilirim?” sorusuna verdiği cevap, onun şehirle kurduğu ilişkinin önemli bir göstergesi olabilir. Çünkü bireyin geleceğe yönelik hedefleri ile çevresinde algıladığı fırsatlar arasında bir uyum olması önemlidir. Genç, hedeflerine ulaşabilmek için bulunduğu çevrenin kendisine yeterli seçenek sunmadığını düşünüyorsa, hareket etmek daha anlamlı hale gelebilir.
Bu noktada aidiyet kavramı da devreye girer. Araştırmalar, gençlerin bir yere bağlılığının aile, arkadaşlık ilişkileri, anılar ve toplulukla kurulan bağlarla güçlenebildiğini; buna karşılık sınırlı iş olanaklarının ve bazı sosyal kısıtların bu bağı zayıflatabildiğini göstermektedir. Yani bir gencin Gümüşhane'yi sevmesi ile Gümüşhane'de geleceğini kurabileceğine inanması aynı şey değildir.
Bu nedenle gençlerin şehirden ayrılmasını değerlendirirken onları yalnızca “gitmeyi tercih eden bireyler” olarak görmek yerine, seçenekleri ve fırsatları da dikkate almak gerekir. Bir genç, ailesini, arkadaşlarını, doğduğu şehri ve alıştığı yaşamı sevdiği hâlde eğitim veya meslek hayatı için başka bir şehre gitmek zorunda kalabilir. Kırsal gençlerin gelecek kararlarını inceleyen araştırmalar da “kalmak” ve “gitmek” kararlarının çoğu zaman ekonomik, sosyal ve duygusal boyutları olan karmaşık kararlar olduğunu ortaya koyuyor.
Belki de bu nedenle soruyu şöyle değiştirmek gerekiyor: “Gençler neden Gümüşhane'den gidiyor?” yerine, “Gençlerin Gümüşhane'de kalabilmeleri için hangi koşullara ihtiyaçları var?” Çünkü mesele yalnızca gençlerin gitmesini önlemek değil; onlara kalmayı tercih edebilecekleri bir gelecek sunabilmek.
Belki de artık gençlere “Neden gidiyorsun?” diye sormaktan vazgeçip “Burada kalman için sana ne sunabiliyoruz?” diye sormanın zamanı geldi. Çünkü bir gencin bavulunu toplaması, her zaman doğduğu şehri terk etmek istediği anlamına gelmez; bazen hayallerinin peşinden gidebilmek için başka bir şehre gitmek zorunda kaldığını gösterir. Mesele gençleri Gümüşhane’de tutmak değil; onların burada da hayal kurabileceklerine, üretebileceklerine, kendilerini geliştirebileceklerine ve bir gelecek inşa edebileceklerine inanmalarını sağlamak. Çünkü bir şehir gençlerini kaybetmeye başladığında yalnızca nüfusunu değil, geleceğini de kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.