GENÇLİK NEREYE GİDİYOR?

"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir, şuurunda bir gençlik”
Necip FAZIL

Turgut Cansever’in çok sevdiğim bir tespiti ile yazıma başlamak istiyorum.

“Şehri imâr ederken nesli ihyâ etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imâr ettiğiniz şehri tahrip eder.”

Bugün sokakta ve caddede anadan üryan gezen gençliği gördüğümüz zaman aklıma yukarıdaki müthiş tespit gelir. Bu gençlik nereye gidiyor dediğimiz vakit öğretmen olmamız hasebiyle hemen herkes bize;

“Hocam, suç tamamen sizin. Siz okulda bunlara ne öğretiyorsunuz da gençlik bu hale geldi” serzenişinde bulunuyor. Haklı olduğu kısım var az da olsa. Ama biz öğretmenler eğitim denen sistemin sacayağının bir ayağıyız sadece.

Asıl en önemli ayak, üstüne basarak diyorum ki AİLE. İkinci ayak ÇEVRE ve üçüncü ayak ise OKUL (öğretmen).

Bugün eğitim anne karnında başlıyor. Uzmanlar diyor ki annenin beslenmesi, kitap okuması, dinlediği müzik, içtiği içki, yaşadığı stres, hastalık vs çocuğun gelişimini sağladığı annenin karnında cereyan ediyor. Manevi anlamda ise çocuğa yedirdiğiniz lokmanın helal olması cihetidir ki ben bunu önemsiyorum.

Çocuk doğduktan sonra ebeveynlerin ve akrabalarının hemen her türlü davranışı, hareketleri, yaşantısı, sigara, içki, eğlence, kitap okuma vs en önemli eğitim basamakları olarak çocuğun gelişimi ve yetişmesinde korkunç derece önem arz etmektedir.

Ve sonra çevresi gelir ki çocuk o yetiştiği çevrede iyi, kötü, güzel, adalet, paylaşma, yardımseverlik, kardeşlik, dostluk gibi kavramları kazanmaktadır. Ebeveynler ve akrabaları ve dahi çevresi olarak çocuğa ‘saldım çayıra Mevlam kayıra’ yanlış rol modeliyle hatalı örnek olanlar nasıl olsa okul var, öğretmenin işi ne diyerek topu resmen taca atıyorlar.

Biz öğretmenler zaten elimizde sihirli değnek var ya bir de sihirbazız o değneği çocuğa değdirerek tabiri caizse hokus pokus yaparak olayı çözeceğiz. Burada aklıma bir Hoca Nasrettin hikâyesi geliyor.   

Vatandaşın biri tutmuş iki çocuğunu Hoca Nasrettin’e getirmiş.

“Bunlardan biri hiçbir şey bilmiyor, diğeri ise biraz biliyor” diyerek ne kadar ücret vermesi gerektiğini sormuş. Hoca demiş;

Hiç bilmeyen için ders saati başına bir akçe, biraz bilen için iki akçe vereceksin..”

Adam şaşırmış ve itiraz etmiş;

“Aman Hocam olur mu öyle. Hiç bilmeyen bir, biraz bilen iki akçe nasıl olur?”

Hocanın cevabı müthiştir;

“Hiç bilmeyeni eğitmek kolay, biraz bilen ise zor. Yanlış bildiklerini unutturacağım ki o işi iki katına çıkarır ve daha çok zamanımı alır..”

Hani vatandaşın alkolik, uyuşturucu bağımlısı, serseri ve kumarbaz oğlu için evlendirelim de düzelsin diyor ya bizim eğitim sistemi aynı hikâye. Elin zavallı kızı sanki psikolog bu çocuğu düzeltecek.

Evet, biz öğretmenler elimize teslim edilen yavruları eğitip öğretmekle mükellefiz. Bu yüzden ekmeğimizi kazanıyoruz. Ama çocuk bize gelene kadar hangi badirelerden geçmiş, ruh dünyasına neler yerleştirilmiş, yanlış ve hatalı olan davranışlar beşlerdir ve nasıl silinmelidir diyerek kendimizi adeta vakfediyoruz.

Bu peygamber sabrı gerektiren mesleği gerçek manada yapan öğretmenlerimizin maalesef toplumda hak ettikleri değerini göremiyoruz. Gün geçmiyor ki eğitim camiasında şiddet ve cinayet haberleri duyulmasın. 

Bugün yanlış kanalların yönlendirdiği çocuklarımız maalesef avuçlarımızın içinden uçup gitmekteler. Bunun çok sebebi var ve belki de eleştirilecek en son kademe öğretmenlerdir.

Helali haramı öğretmediğiniz, dininden, örf ve adetlerinden, kimliğinden ve değerlerinden uzak tuttuğunuz gençlik bugün maalesef çıplaklığı moda, küfrü ana dil, kumarı tek kazanç, dini değerleri safsata görmeye devam edeceklerdir.

Şimdi değerli anne babalar ve ey çevre sizlere soruyorum;

“Bu gençlik sahiden nereye gidiyor…?”

YORUM EKLE