Tabela Değil, Kimlik Meselesi
Türkiye Cumhuriyeti’nin sokaklarında yürürken insanın gözüne ilk çarpan şey artık tarihimiz, kültürümüz ya da estetiğimiz değil; anlamını bilmediğimiz, telaffuz edemediğimiz yabancı kelimelerle dolu tabelalardır. Kafeler, kuaförler, marketler, giyim mağazaları… Neredeyse her köşe başında bir “shop”, bir “concept”, bir “fashion”, bir “coffee” tabelası. Peki soruyorum: Burası Türkiye mi, yoksa kimliği belirsiz bir taklitler ülkesi mi?
Önce şunu net olarak söylemek gerekir: Yabancı dile, dil eğitimine ya da başka kültürleri öğrenmeye karşı olmak çağ dışılıktır.
Buna karşı değiliz elbetteki.Hepimizin yabancı dil bilmeye ihtiyacı var; eğitimde, ticarette, bilimde bu bir zorunluluktur. Ancak mesele bu değildir. Mesele, yabancı dil bilmeyen insanların bile kendi işletmesine yabancı isim koymayı “kalite” sanmasıdır.
Bir işletmeci düşünün; İngilizce bilmez, Fransızca bilmez, tabelasında yazan kelimenin anlamını dahi tam olarak bilmez ama dükkanının alnına kocaman kocaman yabancı kelimeler asar. Neden? Çünkü ona göre Türkçe “basit”, yabancı olan ise “havalıdır”. İşte asıl trajedi tam da buradadır.
Hangi yabancı, kendi ülkesinde Türkçe tabela kullanıyor? Hangi Avrupalı esnaf, “modern olayım” diye dilini terk ediyor? Hiçbiri. Çünkü onlar biliyor ki dil, bir milletin omurgasıdır. Dilini kaybeden bir toplum; kültürünü, özgüvenini ve sonunda kimliğini kaybeder.
Bugün sokaklarımızdaki tabela kirliliği yalnızca estetik bir sorun değildir. Bu, zihinsel bir işgalin göstergesidir. Kendi dilini geri plana atan, kendi kelimelerinden utanan bir toplum; başkasının değerlerini kutsallaştırmaya çoktan başlamış demektir. Bu bir modernleşme değil, özentiyle süslenmiş bir aşağılık kompleksidir.
Türkçe tabelası olan bir işletme geri mi kalmıştır? Hayır. Kalitesiz mi görünür? Hayır. Aksine, ne yaptığını bilen, kim olduğunu bilen bir duruş sergiler. Kalite tabelada değil; hizmette, ahlakta, üretimde ve özgüvende olur.
Dilimize sahip çıkmazsak, kimliğimizi de kendi ellerimizle yabancılara peşkeş çekmiş oluruz. Bugün tabelada başlayan bu yozlaşma, yarın düşüncede, sonra kültürde, en sonunda da bağımsızlık bilincinde çatlaklar oluşturur. Bu mesele küçük değildir; bu mesele bir milletin kendine saygı meselesidir.
Burası Türkiye Cumhuriyeti. Bu toprakların bir dili, bir hafızası ve bir onuru var. Kimse modern görünmek uğruna kendi dilini ezmek zorunda değil. Asıl çağdaşlık, kendi değerleriyle ayakta durabilmektir.
ÜLKER SADIK