Ara
Gümüşhane
Kapalı
-4°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,2857 %0.22
50,1907 %-0.13
6.379,74 % -0,23
Tabela Değil, Kimlik Meselesi

Tabela Değil, Kimlik Meselesi

YAYINLAMA:

Türkiye Cumhuriyeti’nin sokaklarında yürürken insanın gözüne ilk çarpan şey artık tarihimiz, kültürümüz ya da estetiğimiz değil; anlamını bilmediğimiz, telaffuz edemediğimiz yabancı kelimelerle dolu tabelalardır. Kafeler, kuaförler, marketler, giyim mağazaları… Neredeyse her köşe başında bir “shop”, bir “concept”, bir “fashion”, bir “coffee” tabelası. Peki soruyorum: Burası Türkiye mi, yoksa kimliği belirsiz bir taklitler ülkesi mi?

Önce şunu net olarak söylemek gerekir: Yabancı dile, dil eğitimine ya da başka kültürleri öğrenmeye karşı olmak çağ dışılıktır.
Buna karşı değiliz elbetteki.Hepimizin yabancı dil bilmeye ihtiyacı var; eğitimde, ticarette, bilimde bu bir zorunluluktur. Ancak mesele bu değildir. Mesele, yabancı dil bilmeyen insanların bile kendi işletmesine yabancı isim koymayı “kalite” sanmasıdır.

Bir işletmeci düşünün; İngilizce bilmez, Fransızca bilmez, tabelasında yazan kelimenin anlamını dahi tam olarak bilmez ama dükkanının alnına kocaman kocaman yabancı kelimeler asar. Neden? Çünkü ona göre Türkçe “basit”, yabancı olan ise “havalıdır”. İşte asıl trajedi tam da buradadır.

Hangi yabancı, kendi ülkesinde Türkçe tabela kullanıyor? Hangi Avrupalı esnaf, “modern olayım” diye dilini terk ediyor? Hiçbiri. Çünkü onlar biliyor ki dil, bir milletin omurgasıdır. Dilini kaybeden bir toplum; kültürünü, özgüvenini ve sonunda kimliğini kaybeder.

Bugün sokaklarımızdaki tabela kirliliği yalnızca estetik bir sorun değildir. Bu, zihinsel bir işgalin göstergesidir. Kendi dilini geri plana atan, kendi kelimelerinden utanan bir toplum; başkasının değerlerini kutsallaştırmaya çoktan başlamış demektir. Bu bir modernleşme değil, özentiyle süslenmiş bir aşağılık kompleksidir.

Türkçe tabelası olan bir işletme geri mi kalmıştır? Hayır. Kalitesiz mi görünür? Hayır. Aksine, ne yaptığını bilen, kim olduğunu bilen bir duruş sergiler. Kalite tabelada değil; hizmette, ahlakta, üretimde ve özgüvende olur.

Dilimize sahip çıkmazsak, kimliğimizi de kendi ellerimizle yabancılara peşkeş çekmiş oluruz. Bugün tabelada başlayan bu yozlaşma, yarın düşüncede, sonra kültürde, en sonunda da bağımsızlık bilincinde çatlaklar oluşturur. Bu mesele küçük değildir; bu mesele bir milletin kendine saygı meselesidir.

Burası Türkiye Cumhuriyeti. Bu toprakların bir dili, bir hafızası ve bir onuru var. Kimse modern görünmek uğruna kendi dilini ezmek zorunda değil. Asıl çağdaşlık, kendi değerleriyle ayakta durabilmektir.
ÜLKER SADIK 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *