SARAYINDA VURULAN “ADALET”
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde görevli bir erkek savcı, görev arkadaşı bir kadın hâkimi öldürmek istedi.
Bunu sokakta yapmadı.
Karanlık bir köşede hiç yapmadı.
Devletin adalet dağıttığı binada, herkesin gözü önünde yaptı.
Kurşun bir bedene değil, önce adalete isabet etti.
O an adalet sarayı sustu.
Kanunlar sustu.
Kapılar, kameralar, prosedürler sustu.
Konuşan tek şey, bir insanın vicdanıydı.
Bu cinayete teşebbüsü durduran hukuk olmadı.
Bir başka yargı mensubu da değildi.
Adalet, o gün cübbesini giyemedi.
Araya giren, “hükümlü” diye anılan bir çaycıydı.
Ne acıdır ki adalet, kendi binasında bir kadın mensubunu koruyamadı; ama bir hükümlü, hayatını düşünmeden insan kalmayı başardı.
Kadına yönelik şiddet artık yalnızca evlerin duvarlarına, sokakların karanlığına ait değil.
Şiddet, devletin en aydınlık odalarına kadar girmiştir.
Kadın hâkim; hâkim sıfatıyla değil, kadın sıfatıyla hedef alınmıştır.
Çünkü güç, en çok kendine benzeyene yönelir;
kontrol edemediğini yok etmeye çalışır.
Hukuk devleti, vatandaşını koruyabildiği kadar devlettir.
Hele ki bu vatandaş bir kadınsa…
Hele ki tehdit öngörülebilirken önlem alınmamışsa…
Ortada yalnızca bir saldırgan değil;
kolektif bir suskunluk ve ihmaller zinciri vardır.
Bir hukuk devletinde roller nettir:
Devlet önler.
Hukuk durdurur.
Adalet korur.
Ama o gün roller çöktü.
Yetkili olan saldırgandı.
Hükümlü olan koruyucu.
Adaletin terazisi o gün hukuku yansıtmıyordu.
Kefelerin birinde silah vardı,
diğerinde suskunluk.
Dengeyi sağlayan ne yasa maddesiydi ne kurum.
Bir insanın refleksi, bir anlık cesaret, bir “dur” deme iradesiydi.
Bu olay artık sıradan bir adli vaka değildir.
Bu, devletin kendi adalet mekanizmasını yeniden düşünmesini gerektiren derin bir sosyal krizdir.
Kadına yönelik şiddetle mücadele; ceza artırımının yanında, risk tespitiyle, önleyici tedbirlerle, kurumsal denetimle ve sıfır toleransla mümkündür.
Eğer bir kadın hâkim, adalet dağıttığı yerde korunamıyorsa, hiçbir kadın güvende değildir.
O gün yalnızca bir kadın hâkim vurulmadı.
O gün asıl vurulan Adalet’ti…
16.01.2026 Av. Ali Haydar Dereli