Tokmağı Kırdınız, Ya Gönülleri Ne Yapacaksınız?
Gümüşhane’de son günlerde alınan o garip karar, sadece bir geleneğin yasaklanması değil; bu toprakların ruhuna, sesine ve hafızasına vurulan bir prangadır. Belediye kalkmış, "gürültü kirliliği" ya da benzeri sığ bahanelerin arkasına sığınarak Ramazan davulunu yasaklıyor. Şaka gibi ama maalesef gerçek.
Bir tarafta Milli Eğitim Bakanlığı, yeni nesil köksüz kalmasın, bu kadim kültürün inceliklerini öğrensin diye okullarda seferberlik başlatıyor; Ramazan’ın sadece bir oruç ayı değil, bir yardımlaşma ve bir edep biçimi olduğunu anlatmaya çalışıyor. Diğer tarafta ise "yerel yönetici" sıfatı taşıyanlar, bu kültürün en canlı simgesini kapı dışarı ediyor.
Bu Ne Perhiz, Bu Ne Lahana Turşusu?
Ankara’da devletin zirvesi "kültürel değerlerimize sahip çıkalım" diye çırpınırken, Gümüşhane’de bu değerlerin damarı kesiliyor. Sormak lazım: Sizi rahatsız eden o davulun sesi mi, yoksa o sesin hatırlattığı maneviyat mı?
Eğer mesele "çağdaşlık" ise, bu şehrin korna sesinden, egzoz gürültüsünden önce mi geldi o gariban davulcunun tokmağı? Yüzyıllardır bu halkı sahura uyandıran o ritim, ne zamandan beri "yasaklanacak bir suç aleti" muamelesi görmeye başladı?
Gelenek, Dilekçe ile Öldürülmez
Belediyecilik sadece kaldırım taşı döşemek değildir; o şehrin karakterini korumaktır. Gümüşhane gibi geleneklerine bağlı bir ilde, Ramazan’ın neşesini budamak hangi akla hizmettir? MEB sınıflarda "Ramazan Kültürü" dersi verirken, Belediye sokakta bu dersi iptal ediyor. Öğrenci okulda okuduğunu evde duyamıyorsa, biz hangi kuşak çatışmasından bahsediyoruz?
Son Söz: Bir şehrin sesini keserseniz, orayı sadece bir beton yığınına çevirirsiniz. Ramazan davulu gürültü değil, bu milletin ortak kalp atışıdır.
Bu karardan derhal dönülmelidir. Gümüşhane sokakları o sahur vaktinde sessizliğe değil, bizi biz yapan o eski ama eskimeyen seslere emanet edilmelidir. Tokmağı kırdınız belki ama o davulun vurduğu gönülleri tamir etmek o kadar kolay olmayacak.