Gümüşhane
Kapalı
3°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,6646 %0.19
52,4500 %0.36
6.837,16 % 0,10
SAVAŞTA KAZANANLAR, KAYBEDENLER

SAVAŞTA KAZANANLAR, KAYBEDENLER

YAYINLAMA:

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik haksız savaşı, iki haftalık ateşkes kararı alınmasıyla, geçici de olsa durmuş oldu. Ateşkesin ardından, tarafların tamamı savaşı kendilerinin kazandığını ilan etti.

Bir insan ve Müslüman Türk olarak bu haksız savaşta İran’ın kazanmasını elbette isteriz. Ancak bir köşe yazarı olarak görevimiz; duygularla değil, sahadaki gerçeklerle konuşmak ve bu savaşın kazananlarını ile kaybedenlerini objektif biçimde değerlendirmektir.

Her savaşın en büyük kazananı silah tüccarlarıdır. ABD ve İsrail kendi ülkelerindeki kan tacirlerini bu savaşla ihya ederken, Çin ise İran’a sattığı büyük miktardaki silahlarla önemli bir kazanç elde etti.

Savaşın arka planında kalarak ABD silah sistemlerini sahada test etme fırsatı bulan, İran petrolünü daha ucuza temin eden ve karşılığında yüklü miktarda silah satan Çin; bu savaşın en kârlı ülkesi olmuştur. Sun Tzu’nun “En üstün zafer, savaşmadan kazanılandır.” sözünü uygulamıştır.

Siyonist İsrail ise, kuklası hâline getirdiği ABD’yi kullanarak İran’a saldırmak suretiyle bölgedeki güçlü rakibine ciddi zararlar verdi. Dünya İran’a odaklanmışken, Lübnan’da birçok noktayı fiilen kontrol altına alarak sahada kazanım elde etti ve savaşın kazananları arasında yer aldı.

Çoğunluğu Fars ve Türklerden oluşan İran halkı; üzerine yağan bombalara, yıkılan ülkesine ve ekonomik sıkıntılarına rağmen, müşterek düşmanına karşı, korkmadan devletinin yanında olarak savaşın galiplerinden olmuştur. Son aşamada devlet aciz kalınca, altyapısını korumak için insan zinciri oluşturmayı da göze almıştır.

Türkiye ve Pakistan ise, İsrail’in kışkırtmalarına, iç ve dış tahriklere rağmen çatışmanın dışında kalıp, barış için uğraştılar. Körfez ülkeleriyle sürekli temasta olarak, ABD ve İsrail’in gerçekleşmesini çok istediği, Arap-Fars savaşını engellediler. Bu durum, bölgede güven ve istikrarın sembolü hâline gelmelerini sağladı.

Savaşın en büyük kaybedeni; İsrail’in oyuncağı olarak tüm dünyada itibar kaybeden ve güçlü ordusuna rağmen hiçbir geçerli sonuç alamayan ABD olmuştur. İran halkının devletine ihanet edeceğini düşünerek, kısa sürede savaşı kazanacağı hevesiyle savaşa giren çılgın Trump, dünyada alay konusu olmuştur. Bölge üslerini ve Arapların desteğini de kaybetmiştir. Son aşamada  Winston Churchill’in “Savaşta zafer bile, korkunç bir bedel ister.” sözünü doğrularcasına, katliam yapmayı dahi düşünmüştür.

Savaşın bir diğer kaybedeni İran yönetimi oldu. İç güvenlik zafiyetleri nedeniyle dini liderini,  üst düzey komutanlarını ve önemli devlet adamlarını kaybetti. Hava savunması olmadığından, düşman istediği yeri bombaladı. Limanları, havaalanları, gemileri, uçakları ve birçok sanayi tesisi ağır zarar gördü. İsrail ve ABD’ye füzelerle verdiği zarar, aldığı yıkıma karşın çok küçük kaldı. Elindeki en önemli koz olan Hürmüz’ü kapatmayı çok geç uyguladı. Bu tablo İran’ı ekonomik ve askeri açıdan yıllarca geriye götürecek niteliktedir.

Savaşın bir diğer kaybedeni Lübnan oldu. İran’a destek amacıyla İsrail’e saldırmalarıyla, zaten bahane arayanlan Siyonistlerin hedefi oldular. Ülke toprakları işgal edildi. İsrail’in onları ateşkes dışında tutması nedeniyle de işgal ve saldırılar hala devam ediyor.

Körfez ülkeleri de savaşın kaybedenleri arasında yer aldı. İsrail dışında hiçbir ülkeyi gerçek anlamda korumayan ABD’ye güvenmenin bedelini ağır ödediler. Hürmüz Boğazı’nın kapanması bu ülkeleri ekonomik olarak felç etti.

Savaşın uzaması, Hürmüz’ün kapanması üzerine dünya kamuoyunun artan tepkisi, başta İspanya ve Türkiye olmak üzere NATO üyelerinin  karşı çıkması, Arap ülkelerini ve bölgesel etkiyi Çin’e kaptırma korkusu ABD’yi barışa zorlamıştır. İran ise; sanayi tesislerini korumak için son çare olarak insan zincirleri oluşturmasına ve ABD’nin teklifini kabul etmek zorunda kalmasına rağmen; farklı bir 10 maddeyi dünya kamuoyuna sunarak, enkazın üzerinde zafer nutukları atmaya, sanal savaş yapmaya devam etmektedir.

Şimdi geçici de olsa bir ateşkes var. Düşman haksız ama güçlü. Bu yüzden İran; Pakistan ve Türkiye’nin desteğiyle, ateşkes sürecini akılcı bir şekilde değerlendirerek, ülkesini daha büyük bir yıkımdan kurtarmalıdır.

Mevcut durumda barış, İran için yenilgi değil; daha büyük felaketi durdurma cesaretidir…

10.04.2026  Av. Ali Haydar DERELİ

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız