Salih Bey Köprüsü (26)

Asım Çavuş, oturduğu yerden kalktı. Duvarda asılı olan mavzerini indirdi. Kılıfından çıkardı. Gülbahar Hatun, Salih Bey ve Gülizar, merakla Asım Çavuş’a bakıyorlardı.

-İyi tozlanmadı. Çoktandır kullanmadım. Bugüne kısmetmiş. Asılı olan mermileri de alınca, Gülbahar Hatun daha bekleyemedi:

-Hayırdır bey, ne oluyor?

-Ne olacak Gülbahar Hatun, torun geliyor, onu kutlamayacağım da ne zaman kutlayacağım. 

-Akşamın bu saatinde mi?

-Saatimi olur, kızım sen benim paltonu omuzlarıma at, dışarıda hava soğuk. 

Gülizar, paltoyu Asım Çavuş’un omuzlarına attı. 

-Siz dışarı çıkmayın, diyerek kapıyı açtı. 

Mermiyi mavzere sürdü. Havaya kaldırdı, ateş etti. Armada ne kadar mermi varsa havaya boşalttı. Silah sesini duyan kahya Kerim ile seyis Murat, koşarak Asım Çavuş’un yanına geldiler. 

-Hayırdır beyim, bir şey mi oldu?

-Daha ne olsun kahya, torun geliyor torun. Yarın doğru davulcu ile zurnacıyı alıp geleceksin. İkinci düğün var, şenlik var kahya, şenlik var. Sarıkız, Hoşbilezik, tamzara, üç ayak oynayacağım kahya.

-Emrin olur beyim.

Mermiler bitince Asım Çavuş içeri girdi. Sevincinden üşüdüğünü hissetmedi. 

-Doldurun çayımı, denli olsun.

Sevinçten adeta uçuyordu. Gülbahar Hatun, Salih Bey ile Gülizar, Asım Çavuş’un bu kadar mutlu olacağını hiç düşünmediler. 

-Gelinimin eli sıcak sudan soğuk suya değmeyecek. Sana kahyanın karısı yardım edecek Gülbahar Hatun.

-Dur daha bey, çocuk daha yeni düştü ana rahmine.

-Ben anlamam, yeni olsun eski olsun. Gözümüz gibi bakacağız gelinime. 

-Ben idare ederim baba, gerek yok kahyanın karısına.

-Var kızım var, sen bilemezsin benim kaç yıldır torun beklediğimi.

Xxx

Gökyüzünde tek bulut yoktu. Güneş kendini iyice gösterdi. Damlardaki buzlar teker teker düşüyordu. Zermut sokaklarında eriyen karların suları gittikçe artıyordu. Pırpır Ali’nin toprak damlı kahvesi öğlene doğru yine doldu. Evinden çıkanlar soluğu Pırpır Ali’nin kahvesinde alıyordu. 

Toprak damlı kahvenin bazı yerleri damlatıyordu. Pırpır Ali damlayan yerlere kova koyuyordu.

-Bir türlü çatı yapamadın Pırpır, ne yapıyorsun bizden aldığın çay paralarını?

-Ne yapacak, küpe koyup gömüyor. Kahvenin damlamayan yeri nerede ise yok, bir gün başımıza yıkılırsa şaşmayın.

-Kalacaksın bir gün damın altında Pırpır.

-Çoluk çocuğuna yazık olacak, yap artık şu çatıyı, kurtul kar atmadan, loğlamadan. Yağmur yağ<ar damlatır, kar yağar damlatır.

-Gelinecek kahve değil ama ne yapalım, mecbur kalıyoruz, başka kahve yok.

-İşinize bakın siz, benim işime karışmayın, dedi Pırpır Ali yüksek sesle.

Tilki Kadir, kahveye girdi:

-Selam millet, dudunuz mu bu akşamki silah seslerini?

-Duyduk, duyduk, beyin konağından geliyordu.

-Asım Çavuş eline silahı alıp havaya mermi atması benim tuhafıma gitti.

-Yıllar vardır eline silah almamıştı.

-Neden yaptı dersiniz?

Lafa kahveci Pırpır Ali karıştı:

-Dede oluyor, dede.

-Deme?

-Öyle ya, Salih Bey baba, Asım Çavuş dede olacak.

-Yapar bir şenlik o zaman.

-Yapacak, kahyayı davul-zurnacıyı getirmeye yolladı.

-E, Asım Çavuş bu.

-Bu sene köprü işi yatar.

-Yatar tabi.

-Önce torun, sonra köprü.

-Ben de olsam öyle yaparım.

-Torunumu göreyim, ondan sonra köprüyü yaptırırım, derim.

-Torununun yerini şimdiden hazırlamaya başlar. 

-Daha bebek doğmadan, köyü mavzerle sallayan Asım Çavuş, bebek doğduktan sonra neler yapmaz ki.

-Haksız da değil, hep torun sahibi olmak istiyordu.

-O da olacak.

Xxx

Güneş öğlene doğru ısıttıkça ısıtıyordu. Asım Çavuş, konağın önünde elleri arkasında tur atıyordu. Karları temizleyen seyis Murat’a:

-Her taraf pırıl pırıl olacak seyis.

-Emredersiniz beyim.

Asım Çavuş’un ne yapacağını kestiremeyen Gülbahar Hatun, konağın kapısına çıktı, Asım Çavuş’u konağın önünde gidip-geldiğini görünce dayanamadı:

-Yeter Asım Çavuş, yoruldun, gel içeri otur dinlen.

-Böyle mutlu günde yorgunluk mu olur Gülbahar Hatun, bugün güneş torunum için doğdu sanki, baksana nasıl da ısıtıyor, karlar eriyor, sular akıyor. 

-Bahar havası Asım Çavuş, her zamanki gibi.

-Yok yok Gülbahar Hatun, her zamanki gibi değil, bu bahar başka bahar.

-Baharın başkası olmaz. Bırak tur atmayı gel içeriye.

-Baharın bir ilki bir de sonu vardır Gülbahar Hatun, bu ilk bahar. Torunumun baharı bu, torunumun.

-Çok büyüttün Asım Çavuş, herkesin torunu oluyor, sadece senin değil.

-Olsun hanım, benim torun bir başka torun.

-Tamam, sofrayı kurduk, hele gel yemeğini ye, sonra gene tur atarsın. Gel içeri diyorum sana.

-Olsun bakalım, seni de kırmayayım.

Seyis karları temizlerken Asım Çavuş ile Gülbahar Hatun içeri girdiler. Gülizar çoktan sofrayı kurmuş, Salih Bey ile birlikte bekliyorlardı.

Asım Çavuş:

-Ayakta durmayın, hadi güzelce yemeklerimizi yiyelim. 

Sofraya oturdular. Yemek boyunca konuşmayan Asım Çavuş, yemekten sonra:

-Salih, bu yıl köprü yapımını erteleyelim, hele şu torunum dünyaya gelsin ondan sonra köprü işine bakalım.

-Sen bilirsin baba.

-Şu anki ağaç köprü yeterli oluyor. Bir daha bak. Karlar eriyor, yağmurlar da başlar. Çit Deresinin suyunu kontrol et. Mevcut köprüye zarar veriyor mu? Ustaları çağır istersen, köprüyü iyice sağlama alsınlar. 

-Olur baba, zaten yarın kasabaya gidecektim, bazı ihtiyaçlar var onları alacaktım. Köprüyü iyice kontrol ederim. 

-Kasabada beşikçi Saltuk var, ona sıkı sıkı tembih et, torunuma çok güzel bir beşik yapsın. Benim selamımı söyle, öyle bir beşik yapacak ki, hiçbir yerde benzeri olmayacak.

-Söylerim baba.

-Cayralı Şimşir’e de uğra bana mermi göndersin.

-Ne yapacaksın mermileri Asım Çavuş?

-Ne mi yapacağım, şenlik yapacağım Gülbahar Hatun. 

-Yaptın ya akşam, bütün mermileri bitirdin. 

-Yarın akşam davul-zurnacı gelir hanım, asıl şenliği sen o zaman gör. Gör sen Asım Çavuş’u, Gülbahar Hatun. Ha, söyle Şimşir’e mermiler öyle az olmasın ne kadar varsa yollasın Salih.

-Tamam baba.

-Dışarıda hava çok güzel ben dışarı çıkıyorum. Bakayım seyis nasıl temizliyor, kahvemi de oraya getir kızım.

-Hemen baba. 

Gülizar, alçak bir oturak ile minder aldı. Konağın önünde güneş alan bir yere koydu. Asım Çavuş:

-Sağol kızım.

-Kahveni de hemen yapıp getireceğim baba.

-Haydi bakalım benim güzel gelinim. Acele etme, torunuma dikkat et.

Xxx

Soba gürül gürül yanıyordu. Kahvaltı sofrası kurulmuş, Asım Çavuş ailece kahvaltı yapıyordu. Gülizar’ın yemesine dikkat ediyordu. Gülizar’ın iştahsızlığı Gülbahar Hatun’un da dikkatini çekti.

-Salih bugün kasabaya gidiyorsun ya, Ebe Kadına da uğra, dedi 

-Sen benden çok yaşayacaksın Gülbahar Hatun, ben de onu söyleyecektim Salih’e.

-Olur, uğrarım.

-Hatta gelirse al da getir onu, bir akşam konuk da ederiz.

-Olur ana, dedi Salih Bey.

Kahvaltı bitti, sofradan ilk kalkan Salih Bey oldu. 

-Ben gidiyorum, dedi.

Çıkarken Gülizar da arkasından çıktı. Yüzü solgundu. Ayakta güç duruyordu. 

-Bir şey istiyor musun çoban kız.

-Yok beyim ne isteyeyim, dedi.

-Canın ne çekiyorsa söyle.

-Her şeyimiz var beyim, bir şey istemiyorum, sağlıcakla git, sağlıcakla gel, geç kalma olur mu?

-Merak etme geç kalmam, işimi bitirir bitirmez hemen dönerim. 

Seyis Murat, dizginleri Salih Bey’e verdi. Her zamanki gibi atına şekerleri yedirdi. 

-Hadi Şahım erken gidip, erken gelelim, sen de içeri gir çoban kız. 

-Güle güle beyim, dedi Gülizar ve içeri girdi. Gülbahar Hatun sofrayı çoktan kaldırmıştı.

-Sen odana çık kızım, biraz dinlen. 

-Peki ana, dedi ve odasına çıktı. Midesi hala bulanıyordu.

(Devamı var)

YORUM EKLE